18 Ocak 2012 Çarşamba

Nişapur

Nişapur kimlerin memleketiydi? Orada doğup ve Anadolu’da hayatını geçiren en önemli kişilerden birisi Hacı Bektaş Veli’ydi, ama Nişapur’a sonsuzluk armağan eden o değildi. Ne de orada eğitimini tamamlayan İslam dünyasının en önemli âlimlerinden biri olan İmam Ghazali’ydi. Nişapur’un güzelliklerine güzellik katan kişi Ömer Khayam’dan başka kimse değildi. O ince bedene sahip, zeki gözlü Ömer, babası çadırlar yapıp sattığından soyadını Khayam olarak almıştı. Khayam bir dahi matematikçiydi, Nişapur’un önemli matematik öğretmenlerinden ders alırken bile en zor konuları rahatça çözerdi. Fakat ona ün kazandıran matematik değil de yapmış olduğu bazı kehanetler olmuş ne yazık ki, içtiği şarabın hikâyeleri olmuş.

Selçuklu devletinin veziri olan Nizam-al-mülk, Ömer’in arkadaşı olarak tanıtılsa da ondan 30 yaş büyüktü ve hayatı boyunca Ömer’i bazı önemli konularda korumuştu. Hasan Sabah bu üçgenin 3. kişisiydi ama o ikisi Ömer gibi ne sevebilmişlerdi Nişapur’u ne de onun hakkını ödeyebilmişlerdi. Daha gençken âşık olan Yasemin’in peşine yıllarca düşüp, onu satın alan bir iş adamından kurtarıp geri Nişapur’a getirdi ama şehre girmeden ölümden kurtaramadı. Yine de küsmedi o şehre, Dünya’nın ilk saat sistemini orada çözdü, yılda 365 gün olduğunu orada öğretti (şu anda kullandığımız takvimden 12 kat daha doğru olan) ve en önemlisi Dünya gezegeninin Güneş’in çevresinde dolaştığını orada ispat etti, Avrupa’daki Galileo’nun bunu söylemesinden beş yüz sene önce. Bin yıl sonra onun adını vermişler aydaki bir göllete ve gökteki gezegen no 3095’e. Rahat uyu, Ömer artık gökte yaşıyorsun sen.

Ters düştü o zamanki şahlara ve kaybetti her şeyi ama kaybetmedi Nişapur’a olan sevgisini. Son nefesini de orada verdi ve mezarında kendi şiirlerinden ‘beni kuzeyden gelen rüzgârların olduğu yere defin edin ki mezarım üstündeki üzüm bağı mezarıma eğilsin’ yazdırdı. Ne olursa olsun kolay değil bir şeyi keşfedip hayat boyunca savunmak ve onun uğrana can vermek.

Savunduğumuz şey başkaları için belki bir anlam taşımamaktadır ama kalbimizdeki o sevgi ve o hırsı asla kayıp etmemeliyiz. Nişapur bir şehir değildir, sevginin ve hırsın bir simgesidir hepimiz için. Herkesin memleketinde her şey yolunda değildir belki ama bu onu sevmekten alıkoymaz bizi.

4 Haziran 2010 Cuma

Tesadüfler

Eskiden duyduğumuz bu kelime gittikçe hayatımızdan kayıp olmaktadır. Ne güzel tesadüf diyen kişinin gözlerindeki o kıvılcımı o parlaklığı artık bulamıyoruz. Her tarafta bir telaş var ilah ki her şeyin sırrını çözeceğiz diye. Birisi çıkıyor diyor ki hayatta hiçbir şey tesadüf değildir hayat çalışmaktan ibarettir. Doğru da çalışmakla birlikte hayatta tesadüfler de olsa güzel olmaz mı?

Ya hayatı akışına bıraksak, çalışsak ama yine de tesadüflere yer bıraksak. Her şeyin sırrını çözmek yerine bazı şeylerin bize ne getireceğini merak konusu olarak bıraksak. Böylece güzel tesadüflerle karşılaşınca gözlerimiz daha iyi parlar ve kalbimiz daha güçlü ama düzensiz çarpar ve hayatımıza yeni bir heyecan ile asılırız belki.

Bırakalım yarın bizim tahmin etmediğimiz bizim beklemediğimiz bir sürpriz getirsin bize… Bırakalım ki hayat kendi akışında devam etsin ve güzel tesadüfler dolu bir geleceğimiz olsun.

Her akşam yatmadan yarının bütün programını bilmek mecburiyetinde yaşamayalım, her konu üzerine düşünmeyelim, her şeyi planlamayalım, bırakalım da beklediğimiz güzellikler bizi bulsunlar.

28 Mayıs 2010 Cuma

Durak

Durak deyince aklımıza genelde otobüs veya dolmuşa binilecek olan yerler gelmektedir. Doğrudur, durakta gidilecek yer için biniyoruz veya iniyoruz kullandığımız vasıtadan. Durak birbirini tanımayan insanların bir araya gelip aynı istikamete gitmek üzere birleştiği noktadır. Durak gidilecek olan yere varılabilmesi için olmazsa olmaz bir yerdir.

Ama durak sadece bir yere gitmek için veya bir yerden gelmek için kullandığımız bir mekân değildir. Durak koşuşturmacalı hayat içinde biraz da olsa durmak ve düşünmek için bir fırsat yaratan bir kavramdır. Her insanın duraklara ihtiyacı vardır. Duraklar kendimizi toparlamak ve gelecekteki bazı planları düşünmek için bir fırsattır.

Duraklarımızi iyi kullanalım, sadece bir yerden gelip bir yere varmak için telaşlı bir şekilde yeni hedefe doğru hareket etmek için değil de, durup geçmişte neler yaptığımızı ve gelecek için koyduğumuz hedeflere neden ulaşmak istediğimizi anlamak için kullanalım durakları.

Duralım ve düşünelim biraz.

21 Mayıs 2010 Cuma

Kasaba İstasyonu

Bilmem hiç fark ettiniz mi küçük kasabalardaki tren istasyonunun canlılığının trenin gelmesi ile başlayıp trenin gidişinden birkaç dakika sonra son erdiğini. Treni beklerken insanlar umutlu olurlar hem de gideceklerini düşünerek hüzünlü olurlar. Bu istasyonlar küçük bir bina, bir veya iki büfe ve çok uzun olmayan bir platformdan ibaret olur.

İşte insanın hayatı da bu kadar basittir. Trenin gelişi mutlu eder ve gidişi üzer, ihtiyacı olan da barınmak için bir ev, yiyebilmesi için biraz yemek ve özgürce çalışabilmesi için azcık bir alan. Ancak insanlar daha iyi, daha fazla peşinde koşarken o tatlı sevinç ve hüzün duygusunu kaybederler. Her insan ne kadar da meşgul olursa, ne kadar da büyük işlerle meşgul olursa olsun mutlaka bir kasaba istasyonunun hayâlini içinde yaşatır.

Bu hayal, bu istasyon onu kendisi ile baş başa bırakır ve hiç kimsenin ne düşündüğüne aldırmadan güldürür ağlatır. Kasaba istasyonundaki o yaşlı ağaçlardan esen rüzgâr ve yaprakların sesi de her insanda bir huzur duygusu uyandırır.

14 Mayıs 2010 Cuma

Sevgi kokusu

Bugün güzel bir gündü; sabah güneş bütün güzellikleri ile kendini gösterdi. Öğlene doğru masmavi göğün bir tarafından iki tane bulut birbiri ile oynayarak yavaş yavaş ilerlediler. Küçükken biz bu bulutların üstünde kalelerin ve şehirlerin olduğuna inanırdık. Bu çok ilginç, çünkü köyümüz zaten çok yüksekteydi ve çoğu zaman bulutları üstten görürdük. Yine de o zamanki çocuk hikâye kitaplarında hayali şehirleri gördüğümüzden bu hayali şehirlerin bulutların üstünde olacağından emindik.

Akşama doğru göğün çoğu artık bulutlar tarafından kaplanmıştı ve çok zaman geçmeden hafif bir yağmur yağmaya başladı. Sonbaharın ilk günlerinde gelen bu yağmur ağaçlardaki yaprakların rengini biraz daha açıyordu. Her ağaç yağmur suyuyla yıkandıktan sonra daha da neşeli olup dans ediyordu. Ama kim bilir, belki de yağmur ile kaybettiği o ilk yaprakların hüznünü saklamak istiyordu? Yağmurdaki su damlalarının toprak ile buluşması her tarafa güzel bir koku saldı. Hasret olan iki sevgili birbirine sarılırken çok derin nefes alırlar, bu heyecandan değildir. Birbirinin kokusunu hissedip hafızalarında saklamak için yaparlar bunu. İşte sevdiğiniz kişinin o kokusu siz yalnızken bile onun sizin etrafınızda var olmasını sağlar.